NART
NART

GİRİŞ
Kullanıcı Adı

Şifre





>Üye Değilim     >Şifremi Unuttum

ETİKET BULUTU

MÜZİK ÇALAR
35305319 - Adige Nise 15.MP3
3
4SIMD.MP3
35305319 - Adige Heku 01.MP3
4WORED3.MP3

Nart Ajans Reklam

HABERLER / Cemiyet Haberleri

Notice: Undefined variable: db in /home/nart/public_html/arsiv.nartajans.net/function.php on line 6

Warning: mysqli_query() expects parameter 1 to be mysqli, null given in /home/nart/public_html/arsiv.nartajans.net/function.php on line 6
BAĞIMSIZLIK VE GERÇEKLER (NUR DOLAY)

10 Yıl önce Suhum. Bağımsızlığın 5. yıl kutlamaları. Resmi geçit yapan eski bir iki askeri araç, bir kaç sıra savaşçı, bir kaç meslek kuruluşu. Onların karşısında, yerel yöneticilerin yanında, Rusya Federasyonu içindeki özerk Kafkas cumhuriyetlerinden gelen bir kaç konuk ve Kuban Kazaklarının temsilcileri . Biraz buruk, biraz acıklı, ama herkesin en temiz kıyafetini giyerek geldiği ve gururla katıldığı bir tören.
31-08-2008 - kez okundu

1998'in bu Eylül sonunda, 3 kişilik bir çekim ekibiyle yarı kaçak girdiğimiz ülkede 15 gündür belgesel bir film çalışması yapıyorduk. Bütün güçlüklere karşın 5 yıl ayakta kalmayı başarmış olmanın gururu ve sevinci vardı o gün gözlerde. İçten, masum, yarı inanamaz bir sevinç. Korkunç bir abluka altındaydı çünkü ülke. Ruslar kuş uçurmuyor, kimseyi içeri sokmuyor, kimseyi de dışarı çıkarmıyorlardı. Ancak kadınlar ve 60 yaşın üzerindeki erkeklere dışarı çıkma izni vardı. Onlar da sınırda çok uzun kuyruklarda saatlerce perişan bir vaziyette ayakta bekleyerek ve çoğu zaman Rus askerlerine rüşvet yedirmek zorunda kalarak, önlerindeki el arabalarını santim santim iterek geçebiliyorlar, arabadaki mandalina, hurma veya defne yapraklarını 30 km ötedeki Adler'de veya biraz daha ilerideki Sochi'de sattıktan sonra aynı işkenceyle tekrar Abhazya'ya dönüyorlardı.

Yasak sadece insan giriş çıkışına değil, mal girişine ve ticarete de konmuştu. Ülkenin dışarıyla tek bağı bu Adler tarafındaki çileli ince koridordan başka Trabzon'dan belirsiz tarihlerde kalkan bir kuru yük gemisiydi. Aşağı yukarı iki ayda bir gelmeye çalışan Türk gemisi ancak Ruslar'ın onayladığı bir listedeki bir kaç kalem malı getirebiliyor, un, şeker, yağ, makarna, deterjan benzeri şeylerden oluşan bu mallar için de ilkin Rusya'dan boşaltma izni alması gerekiyordu. Gemi Abhaz sularına girdikten sonra iskeleye yanaşamadan bazen bir hafta boyunca açıkta Moskova'dan izin belgesinin gelmesini beklemek durumunda kalıyordu. Belge geldikten sonra gemiye çıkan görevliler önce malların ellerindeki listeye uyup uymadığını kontrol ediyor, kendi ganimetlerini alıyor ve ancak ondan sonra geminin kıyıya yanaşmasına ve yükünü boşaltmasına izin veriyorlardı.

Dışarıyla telefon bağlantısı yok denecek koşullar altında yapılabiliyordu. Postanedeki santralı arayıp, numarayı yazdırıp saatlerce, hatta bazen günlerce beklemek gerekiyordu.

200 YILLIK ABLUKA

Rusya yüz elli-iki yüz yıl önce yaptığı deniz ablukalarını yeniden kurmuş, hiç bir gemiyi Abhazya'ya yanaştırmadığı gibi, Abhaz gemilerinin de karasularından dışarı çıkmasına izin vermiyordu. Pek çok balıkçı teknesi sahilde çürümüş, paslı bir demir yığını haline gelmişti. Mucize kabilinden hala yüzebilen ve denize açılabilen bir iki tekne ise pek uzağa gidemeden kıyı şeridi boyunca bir aşağı bir yukarı dolaşmakla yetiniyordu. İnsanların özgürlük özlemlerini simgeleyen, onları açık ufuklara taşıması gereken deniz Abhazya'yı içine kapatan bir duvar olmuştu.

Eskiden senfoni orkestrasında violonselist olan bir müzisyenle tanışmıştık. Ailesini doyurabilmek için küçük bir sandalla limanda balığa çıkmaktan başka çaresi kalmamıştı. İki küreğe asılan nasırlı elleriyle eski fraklı konser fotoğraflarını göstererirken, albümün sayfalarını çeviren parmakları titriyordu. Tuttuğu üç beş kilo istavriti pazarda satmaya çalışan öğretmen eşi ise eski nota kitaplarından kopardığı yapraklara balığı sardığını gördüğümüzde utançla saklamak istemiş, sonra artık bunların bir işe yaramadığını söylemişti.

Sokaklar bomboştu. Gidecek oturacak bir yer olmadığı gibi yiyip içecek bir şey de yoktu. Bomboş caddelerden bazen nereden çıktığı belli olmayan bir Mercedes çılgın bir hızla geçip gözden kayboluyor, sonra ortalık yine sessizliğe ve kimsesizliğe bürünüyordu. Özgürdüler Abhazlar, ama bir yerde de özgürlüklerinin tutsağıydılar. Ülkeleri bir hapisane olmuştu. Rus gardiyanların kuş uçurmadığı bir hapisane. Ama yine de insanlar kararlı görünüyorlardı. Özgürlüğün her şeyden önemli olduğunu söylüyor ve bu durum 50 yıl da sürse dayanabileceklerini tekrarlıyorlardı. Kime sorduysak tek bir kişiden aksi yönde bir yanıt almadık. Umutsuz görünen duruma karşın yine de umut doluydular.

Yere düşen her tohumun filiz verdiği bereketli topraklara ve yumuşak bir sübtropikal iklime sahipti Abhazya. Kendi kendine yetebilecek bir kapalı ekonomiyi zorunlu kalırsa yıllarca sürdürebilirdi. Eski yaşam tarzının insanlara 120-130 yıllık ömür bahşettiği bu topraklarda yine o gelenekler bulunabilirdi. Hatta bazıları Sovyet zamanında bozulan ekolojik dengenin daha şimdiden düzeldiğini bile düşünüyorlardı.

Yaptığımız belgesel film Fransız televizyonunda gösterildiği zaman izleyiciler çok etkilendiler. Her yerden telefon ve mektup geliyordu. Bu adını ilk kez duydukları, doğru dürüst telaffuz bile edemedikleri ülkeye nasıl yardım edebileceklerini soruyorlardı. Kimisi kalkıp gitmeyi düşünüyordu. Ve ambargoyu nasıl delip içeri girebileceklerini öğrenmek istiyorlardı. Programı izleyen herkes Abhazlar'a sempatiyle bakmaya başlamış ve onların gururlu direnişini sürdürebilmeleri için kendileriyle dayanışma yolları arıyorlardı. Bazıları kalkıp gerçekten gittiler de. İnsani yardım örgütleri kurup, Abhazya'da savaştan yıkılan evleri onarma, açları doyurma, hastaları tedavi etme gibi misyonlar üstlendiler.

Bugün bağımsızlıktan 15 yıl sonra ise durum tamamen tersine dönmüş gibi. Televizyondaki görüntüleri izlerken ''inşallah kimse bizim filmi hatırlamıyordur'' diye düşündüm. Çünkü Suhum limanına giren Rus donanmasının gemileri büyük bir coşkuyla, danslarla karşılanıyor ekrandaki görüntülerde. Sanki Abhazya'yı denize çıkarmayan, gemilerinin kıyıda çürümesine engel olan Rus donanması gitmiş, tam tersine kurtarıcıların savaş gemileri girmiş limana. Ve sanki bağımsız Abhazya ölen binlerce oğlunun kızının kanıyla değil, on beş yıl sonra Medvedev'in iki dudağının arasından ''bahşedilen'' tanımayla bağımsızlığına kavuşuyor.

ABHAZYA'YI ARTIK HERKES TANIYOR

Evet, artık dünyada herkes Abhazya adını öğrendi, telaffuz etme güçlüğü kalmadı, herkes biliyor, tanıyor. Ama aynı zamanda, resmi planda bir devlet olarak kimse tanımıyor . Abhazya'yı yıllar boyu bir hapisaneye çeviren, herkese yasaklayan Rusya'dan başka. Ve bugün Moskova'nın artık hepsini Rus vatandaşı yaptığı bu insanlara bağımsızlık bahşetmesi dünyayı güldürüyor ancak. Rusya alay eder gibi uluslararası toplulukla. Her şeyden önce de Abhaz halkıyla. Onları Rus vatandaşı yaptıktan sonra tamamen yalnızlaştırıp dünyadan ayıracak son darbeyi vuruyor. Yıllarca yalnızlığa mahkum ettiği bu halkı iyice dünyadan soyutlayacak, tamamen kendine bağlayacak, tamamen kendine mahkum edecek manevrayı yapıyor. Çünkü Moskova'nın bir kaba güç gösterisi gibi algılanan bu tanıma ilanı dünyada kimseye sempatik görünmüyor, bağımsızlık adı altında bu küçük ülkeyi tamamen Rusya'ya bağlama manevrası kimseyi aldatamıyor. Ve işin kötü tarafı, hepsi Rus vatandaşlığına geçmiş bir Abhaz halkının bağımsızlık özlemi artık dünyaya hiç inandırıcı görünmüyor.

Her ülkede en ufak bir azınlığın üzerine titreyen Avrupa Birliği, en küçük bir dilin korunmasını, resmi dil mertebesine yükseltilmesini talep eden 27'liler, Abhazya sözkonusu olduğunda bütün bu tasaları unutmuş görünerek ''Gürcistan'ın ayrılıkçı eyaleti'' diye sözediyorlar ülkeden, Avrupa basını Bagapş'ı ''sözde cumhurbaşkanı'' sıfatıyla tanıtıyor. Zaten 1992'deki savaşı da Rusya'nın Abhazya'yı Gürcistan'dan koparma oyunu olarak gören Avrupa, Gürcülere karşı etnik temizlik yapmakla suçladığı Abhazya'ya aradan geçen bu süre içinde en ufak bir anlayış göstermemişti. Moskova'nın son hamlesi ise bardağı taşıran damla oluyor AB için. İngiltere, Fransa, İspanya, hatta Moskova'nın en yakın ortağı Almanya bile Rusya'nın uluslararası hukuku çiğnediği ve altında kendi imzası olan BM kararlarını hiçe saydığı için acilen toplantı öneriyorlar ve cezalandırıcı kararlar alınmasını, pek çok uluslararası örgütten çıkarılmasını talep ediyorlar. Gürcistan ve Ukrayna'nın derhal NATO'ya, hatta AB'ye alınması telaffuz ediliyor pek çok çevrede.

Atlantik'in öte yakasında, ABD'de, demokratların başkan adayı Barack Obama bile hemen şiddetli bir kınama demeci vererek Rusya'ya karşı yaptırımlar istiyor,

SATRANÇ USTALARI

Şanghay ülkelerinden aranan destek sağlanamıyor. Moskova'nın finans sektörü rahatsız. Artık göbeğinden bağımlı olduğu uluslararası sermaye piyasasından dışlanma korkusu içinde. Oligarklar şimdiden İsviçre'deki, Fransa'daki, İngiltere'deki çıkarlarının tehlikeye düştüğünü Putin-Medvedev ikilisine duyumsatıyorlar. Ama ne gam. Soğuk Savaşı yeniden başlatmayı göze almış ikili. Putin dünyaya meydan okurcasına jestlerinin tüm sonuçlarını düşündüklerini ve hazır olduklarını bildiriyor.

Doğrudur mutlaka. Satranç oyununu yaratıcısı İranlılar olsa da bu oyunun en çok sevildiği ve en yaygın olarak oynandığı ülke Rusya. Rus politikacıların hepsi de birer Kasparov ustalığında görüyor olsalar kendilerini.

Rus ordusu Gürcistan'dan çekilmek yerine Poti limanına yerleşiyor iyice, her gün kalıcılıklarını gösteren yeni bir şeyler kuruyorlar liman çevresinde. Bu arada Saakaşvili'yi oyuna getirtip Osetya üzerine yürüten Washington bir taşta üç kuş vuruyor : hem artık miyadını doldurmuş bu beceriksiz politikacıdan kurtulmanın eşiğinde, hem uzun süredir hedeflediği Karadeniz'e donanmasını sokmak için aradığı bahaneyi ele geçirmiş durumda, hem de bir süredir Polonya'ya dayattığı füze anlaşmasını hallediveriyor. Ve gözlerini diktiği Boğazlar'da Montrö'nün değiştirilmesini bile gündeme getirebilecek pek yakında. Ankara şaşkın, müttefiği ABD ve Gürcistan'a karşı Moskova ile birlikte Montrö'yü savunma durumunda buluyor kendini.

KÜBA KRİZİ GİBİ

Küba'daki füzeler krizi gibi bir krizin içindeyiz bir bakıma. Ama o zaman tepemizde dönen pazarlıkları bilmiyorduk. Sovyet geri adımına karşın Türkiye'nin Karadeniz sahilindeki Amerikan füze rampalarının söküldüğünü, o zamana kadar olası bir nükleer savaşta ilk hedefi oluşturduğumuzu çok sonradan öğrenmiştik. Bugün ise artık kartlar oldukça açık. Buna rağmen tepişen iki filin ayakları arasında kaldığını amlayamayan bir diaspora bayram ediyor. Bağımsızlığın gerçek dönüm noktası olan 5. yıl kutlamalarındaki yokluğunu sanki bugün, futbol maçından çıkmışa benzer bir zafer sarhoşluğuyla gidermeye çalışıyor. Abhazya'yı içinden çıkılmaz bir duruma ve artık geri dönüşü zor bir bağımlılığa düşüren Rusya'ya teşekkürlerini sunuyor. Durumu sorgulayan kafalar ise pişmiş aşa su katan hainler, kindarlar gibi görülüyorlar. Dün dündü, bugün bugündür mantığı egemen.

Oysa ki şu son aylarda diplomatik bir hareketlilik başlamamış mıydı ? Abhazya'ya karşı bir yumuşama, bir ilgi söz konusu değil miydi ? Bagapş'ı, Şamba'yı artık politik muhataplar gibi gören kimi Batılı ülke temsilcileri kendileriyle görüşmek için artık Suhum'a gidip gelmiyorlar mıydı? İşte belki de bu nedenle Abhazya'nın elinden kaçtığını gören Moskova paldır küldür Gürcistan'ı işgal ederek ve kaba bir sözde bağımsızlık manevrasıyla Abhazya'nın etrafına bir antipati ve karşı tepki duvarı örüverdi, Suhum'u yeniden derin bir izolasyona itti. Ve her şey o kadar önceden planlanmış görülüyor ki, Saakaşvili'nin bir parmağını Osetya tarafına çevirmesi bile neredeyse yetecekti Rus planlarının uygulamaya sokulması için.

Bu saatten sonra diasporanın ''lobi kuralım, Abhazya'nın bağımsızlığını destekleyelim'' çağrıları biraz fazlaca geç kalmış şaşkınlık çığlıkları değil midir ? Ve Rusya düğmeye basınca kurulan bu lobiler kimi inandıracaktır artık ? Kimsenin tanımadığı, sempatiyle bakmadığı Abhazya halkı ise sonunda vatandaşı olduğu Moskova'nın sınırlarına dahil olacaktır. Zaten Bagapş daha bir kaç ay önce böylesi bir olasılığı telaffuz etmedi mi Güney Osetya'yı da aşağı yukarı aynı kader beklemektedir. Moskova Kuzey Osetya'nın kendinden ayrılarak Güney ile bağımsız bir devlet kurmasına göz yummayacağına göre...

Başka çare var mıydı? Evet vardı. Direnişe devam etmek. Dünya kamu oyunun takdirine ramak kalmıştı. Abhazya en sıkıntılı, en güç günleri geride bırakmıştı. ''50 yıl direnmek gerekirse direniriz'' diyen, kendine yeterli olduğunu söyleyen, bunu büyük ölçüde de kanıtlayan bir halkın Suhum'daki Rus konsolosluğu önünde vatandaşlık kuyruğuna sokulması gerekli miydi ? Üç beş kuruş emekli maaşı almak için oğullarının kızlarının canlarını vererek savundukları bu toprakları Rusya'ya ipotek etmek nasıl bir politikadır ? Ya kendi ata yurduna yardıma gitmesi gereken diasporanın ilgisizliği ? İlgisizlikten de öte, Abhazya'ya bir seçenek sunmak, düşünmek yerine gidip Suhum'daki Rus temsilciliği önünde vatandaşlık kuyruğuna girmesi kimi diaspora bireylerinin... Küçük bir grubun fedakarlıklarının ve maddi yardımlarının dışında bayramdan bayrama hatırlanan, yazdan yaza bir turla uğranan, büyük ölçüde boş ve yalnız bırakılan Abhazya toprakları elbette sonunda Rusya sermayesi ve mafyası tarafından işgal edilecekti.

Bugün seçenekler artık neredeyse sıfıra inmiştir. Ama herhalde Rusya'nın Abhazya'yı tanıma numarasıyla yutmaya hazırlanma manevrası karşısında düğün bayram etmek yerine başka bir tavır takınılabilirdi : Aynı bağımsızlığı yüz bin kez hakeden Çeçenistan için de istemek, Moskova'yı buna zorlamak. Hatta Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar, Adıge Cumhuriyeti'ni de unutmadan. Oralardaki baskıları dünya kamu oyunun gözlerine sermek, Rusya'nın ikiyüzlü politikasını teşhir etmek için bundan daha iyi fırsat olur muydu ?

Nur DOLAY

29 Ağustos 2008

Etiketler:
bağımsızlık ve gerçekler nur dolay

YORUMLAR
Yorum yapmak için giriş yapın...

MIZAGE DERGİ YÖNETİCİLERİ KAYSERİ'DE
KARAÇAY-BALKAR KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ 13. GENEL KURULU.
AYŞE & HAKAN EKER GELİN ALMA
ÇAĞDAŞ SANATLAR MÜZESİ'NDE MIZIKA DİNLETİSİ
ESKİŞEHİR KUZEY KAFKAS KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ CİHAN ERTOK İLE DEVAM DEDİ
ESKİŞEHİR KUZEY KAFKAS KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ GENEL KURULUNU YAPTI.
KAFKASYA UÇUŞLARI BAŞLADI
ARDA ARGUN'A LEON NİŞANI
ADİGE MİLLİ KIYAFET GÜNÜ KUTLANDI
KAFDAV YAYINCILIK ESKİŞEHİR KİTAP FUARINDA
/ 599>

EN ÇOK OKUNANLAR
Kayıtlı başka haber bulunmamaktadır