NART
NART

GİRİŞ
Kullanıcı Adı

Şifre





>Üye Değilim     >Şifremi Unuttum

ETİKET BULUTU

MÜZİK ÇALAR
4-5-6-7
11
apsuva
9
35305319 - Adige Nise 15.MP3

Nart Ajans Reklam

HABERLER / Cemiyet Haberleri
AYDIN ÖFKESİ: FARK ETTİM Kİ ÇERKES TOPLUMU YOK

Hulusi Üstün esasen hukukçu olsa da edebiyatçı kimliği ile tanınan Çerkes diasporasının önde gelen genç aydınlarından biri. 'Canlar Ölesi Değil', 'Gurbetten Çerkes Hikayeleri', 'Geçmişi Sürgün Şehir', 'Burası Çeçen Komitesi', 'Türkü Öyküleri', 'Şaheser' ve 'Kanatlı Süvarinin Hatıraları' adlı kitapların yazarı Üstün, Çerkes kimliği ve diasporanın sorunlarına dair düşüncelerini Kafkasya Dergisi ve Ajans Kafkas'la paylaştı.
17-12-2009 - 5 kez okundu

Hüseyin Tok ve Mevdudi Baycora'nın gerçekleştirdiği röportajda Hulusi Üstün diasporada Çerkes kültürünün yaşatılacağı bir köy projesi önerisinin sahiplenilmek bir yana konuşulmamasına ilişkin serzenişte bulunurken Çerkes toplumu için de özeleştirilerde bulunuyor.Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Kabardey kökenli İstanbullu bir ailenin evladıyım. Evli ve iki çocuk babasıyım. Silivri'de ikamet ediyorum. Mesleğim avukatlık ve şu anda kamuda hukuk müşavirliği yapıyorum, fakat siz beni Çerkes Kültürüne dair yazı ve öykülerimden dolayı daha çok yazar kimliğimle tanıyorsunuz.

Kafkasya ve Diaspora ile irtibatınız ne durumda?

Kafkasya'nın çeşitli bölgelerinden insanlarla görüşüyor olmakla birlikte daha çok Çeçenlerle irtibatım var. Kafkasya'ya gitmedim. Bunun büyük bir eksiklik olduğunu biliyorum. Ama benim Kafkasya'm da burası herhalde. Gün be gün bu topraklarda yok olan bir kültüre dair sorumluluk hissediyorum. Tabii Kafkasya da çok mühim ama, bizim vukufiyetimiz daha çok buraya dair gibi geliyor bana. Burada en az bir buçuk asırlık kesintisiz varlığımız ve kimliğimizin yaşatılmasını önemsiyorum. .

Buradaki kimlikten kastınız nedir? Mesela kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Kendimi Osmanlı medeniyetine mensup, Çerkes kökenli bir Türkiye cumhuriyeti vatandaşı olarak tanımlarım. Bu üç kimliğin birbiriyle çelişmediği kanaatindeyim ve yine bu üç kimliğin beraberce yaşatılabileceğini düşünüyorum. Medeniyet noktasında Osmanlı, köken olarak Çerkes ve ayrıca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Bunlar birbirine muhalif kavramlar değil.

Peki sizce Türkiye'deki Çerkesler kendilerini hangi kimlik üzerine inşa etmelidirler?

İnsanın kendisini salt Çerkes olarak tanımlaması ya da etnik kökeninden vazgeçip sadece vatandaşı olduğu ülkenin ona vermiş olduğu kimlikle kendisini tanımlaması benim kanaatime göre eksikliktir. Bu üç kimlik bir arada yaşatılabilir, çünkü bunlardan birisi, üzerinde şu anda yaşamış olduğum devleti ifade ediyor, diğeri bizim Çerkesler olarak da bir süre üzerinde yaşadığımız coğrafyanın tarihini, geçmişini ifade ediyor, üçüncüsü benim etnik kökenimi ifade ediyor. İnsanın kendisini salt Çerkes olarak tanımlaması şu noktada bir açmaza sebebiyet verebilir. Çerkeslik kavramı henüz tam olarak oturtulmuş bir kavram değil. Bu çerçevede hala tartışmalar yapılıyor. Bir insanın etnik kökeninin şu ya da bu olması o insanın anayasal vatandaşlık bağıyla bağlı olduğu kimliği reddetmesini gerektirmez . Belki bu noktada bazı hemşehrilerimden de ayrılıyorum. Benim için ait oluğum medeniyet, vatandaşı olduğum ülke ve sahip olduğum etnik kimlik birbiriyle çelişmeyen üç eşit parça.

Bazı yazılarınızda daha yerel bir Çerkeslik tanımı getiriyorsunuz. Mesela "Çerkes kültürüne son bir yaşam alanı" yazınızda, dönüşü gerçekleştirmenin zorluklarından bahsettikten sonra dünyada başka yerlerde de denenmiş ve başarı sağlanmış olduğunu söylediğiniz bir projeyi gündeme getirmiştiniz. Buna göre Türkiye'de kültürümüzün yok olmasını engellemek için belli bölgelerde Çerkes yerleşim yerleri kurulması fikrini ortaya atmıştınız. Bu konuda nasıl tepkiler aldınız? Bundan biraz bahseder misiniz?

Esasen üzerinde fazlasıyla durulması gereken bir konuydu bu fakat ne yazık ki hiçbir ciddi yorum ulaşmadı bana. Teklifin alt yapısına dair birkaç cümle söylemek gerekli öncelikle. "Benim yaşam alanım Kafkasya olmalıdır, ben etnik kökenimin ait olduğu topraklara aittim" diyen insanlara son derece saygı duyuyorum. Onlar bana göre kahraman insanlardır. Benim cesaret edemediğim bir şeye cesaret ettiler ve atalarının ait olduğu topraklara döndüler. Keşke kitlesel bir dönüş olsa ama bu şu an için pek de mümkün gözükmüyor gibi. Ben de onun için diyorum ki bizim 140 yıl önce Kafkasya'dan getirdiğimiz kültürel motifleri yaşatabileceğimiz bir yaşam alanımız keşke olsa. Çünkü Türkiye'deki doğal asimilasyon süreci bir kuşak sonra var olan Çerkesleri de bitirecektir. Kimsenin zorlamasına gerek yok. Bu toprakların da zaten entegre edebilme gücü var. Türk kimliği de bu entegrasyonu ifade etmiyor mu Çerkes anne ile Pomak babanın çocuğu kendisini Türk olarak isimlendiriyor. Türk kavramı salt etnik çağrışımı ile ele alınamaz. Bu zaten ilkellik olur. Türkiye'de kullanıldığı manasıyla Türk kavramı etnik bir aidiyeti değil anayasal vatandaşlık bağını ifade eder. Benim hukuki mülahazam da o yönde. Benim o yazıda da anlatmak istediğim aslında şuydu: Keşke 140 yıl önce Kafkasya'dan getirdiğimiz kültürel öğelerimizi koruyabileceğimiz bir adacığa sahip olabilsek, tek bir folklorik köye sahip olabilsek. Bu köyde bizim kültürel değerlerimiz korunsa, bu köyde bir enstitü olsa, bu köyde anadilde eğitim yapılsa, bu köyde Çerkes peyniri yapılsa, bu köyde Çerkes atı yetiştirilse... Kültürümüz kayboluyor çünkü. Dünyaya empoze edilmeye çalışılan genel gidişat zaten bu yönde. Yerel, etnik kimlikler yok olma sürecinde. Türkiye'de Çerkesçe ancak kırk yaşın üzerindeki insanların iletişim dili olarak kullanabildiği ikincil bir dil haline gelmiş durumda. Bu dilin bu topraklarda geleceği yok, kültürün ne denli çözüldüğü de aşikar... O halde bir tek köyde olsun bu kimliğin her yönüyle yaşatılması için gayret sarf etmek manasız mıdır? Esasında çok da zor olmayan bir projeydi bu. Türkiye'de maddi anlamda belli doygunluğa ulaşmış ve kendisini hala Çerkes olarak hisseden hemşerilerimiz bunu yapabilirlerdi. Kaldı bu çalışma için Avrupa Birliği de bize destek olurdu. Türkiye de Kültür Bakanlığının destek vermesi mümkündü. Fakat bizim camiamız maalesef çok ufak konularda fındık kabuğunda fırtına kopartabilirken bu konuda en küçük bir yorumda bulunmadı. Ama böyle bir konu keşke tartışılsaydı. İmkansızlığı dahi keşke yetkin ağızlar tarafından ortaya konulabilseydi. Ama maalesef bana dönmüş hiçbir tepki yok.

Peki Türkiye'de devletin böyle bir projeyi destekleyeceğini düşünüyor musunuz?

Neden desteklemesin ki? Kültür insanlığın ortak malı. Çerkeslik Türkiye'nin en albenili renklerinden biri. Böylesi bir yerleşim yerinin varlığıyla dünyaya verilecek mesajı düşünebiliyor musunuz? Bunun kültür ayağı var, turizm ayağı var, siyasi ayağı var... Burada kurulması teklif edilen böyle bir köy, Ürdün'le, Avrupa'yla, Amerika'yla, Kafkasya'yla bağlantılar kuracaktır. Örnek olacaktır. Tabii bu projenin entelektüel anlamda bir sürü tamire, olgunlaştırılmaya ihtiyacı vardır. Fakat hiçbir şekilde tartışılmadı. Sadece bir arkadaşımız bana "bugünlerde hadi gel köyümüze geri dönelim türküsünü söylüyormuşsun" dedi. Benim söylediğim bu değildi. Demem o ki biri anladı o da yanlış anladı. Oysa dünyanın gittiği istikamet insanların doğa ile daha iç içe oldukları, kendi kültürlerini koruyabilecekleri yaşam alanlarına çekildikleri dönemdir. Ben köylerde hayvancılık yapalım, tarım yapalım demiyorum. Ben Avrupai manada bir köyden, modern anlamda bir yerleşim yerinden bahsediyorum.

Kendinizi salt Çerkes olarak değil de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Çerkes olarak tanımlıyorsunuz. Bildiğiniz gibi Çerkeslerin uluslaşma süreçleri sürgünle kesintiye uğramıştır. Fakat bazı halkların Yahudiler, Ermeniler gibi diasporada uluslaşma süreçlerini tamamlayabildiklerini görüyoruz. Bizim bu süreci yaşayamamamızın nedeni biraz da bulunduğumuz yerlere çok fazla uyum sağlamamız, mesela kendimizi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Çerkesler olarak görmemiz olabilir mi

Bunun da rolü var tabii ki ama bana göre uluslaşma süreci, uluslaşan topluğun ait olduğu coğrafyada tamamlanacak bir süreçtir daha çok. Yahudiler diasporada mı uluslaşmışlardır? Hayır; Yahudiler ulus kavramı ortada yokken dahi ulus olan bir topluluktur. Yahudiler tanrının kendilerini ulus olarak yarattığına inanan bir topluluktur. Dolayısıyla onlar MS 70. yılında Filistin'i terk ederlerken Filistin'i ulus olarak terk etmişlerdir. Onların elinde değişmez bir anayasa olan kutsal kitapları vardı. Bu kutsal kitap onları ulus olarak tanımlıyordu. Öyle bir ulus ki herkesten ve her şeyden üstündü. Dolayısıyla Yahudilerin disporada yaşadığı değişim süreci uluslaşma olarak tanımlanamaz. Belki Filistin'de toprak almaya başlamalarını modern anlamda uluslaşmalarının başlangıcı kabul edebiliriz. Fakat bu da tartışılabilecek bir başlangıç olur. Kesin olan şu ki, onlar yurtlarından kovulurken dahi ulustular. Oysa modern anlamda ulus kavramı Amerika'nın fethinden sonra yaşanan gelişmelerle ilintilidir. Fransız ihtilalinden sonra ortaya çıkmış bir kavramdır. Bunun temelleri en fazla 300 yıl geriye gider. Oysa Yahudiler bundan 2000 yıl önce zaten ulustular.

Ermenilere gelince, Ermeniler ait oldukları toprakların bir kısmından çıkarıldılar. Bugünkü Ermenistan onların kültürel izlerinin olduğu, onların kendi kültürel motiflerini yaşattığı bir yerdir zaten. Dahası Ermeni halkının uluslaşması Osmanlı topraklarında tehcirden önce başlamış ve tamamlanmış bir süreçtir. Yani 1915 tehciri ile Anadolu'dan çıkan Ermeniler kendilerini Hay ulusunun bir ferdi olarak görüyordu. Oysa 1864 sürgünü ile yurdunu terk eden bir Çerkes'in zihninde tekemmül etmiş bir Çerkes ulusu şuuru yoktu. Kendisini kabile bağı ve feodal adlandırmalarla tanımlıyordu. Dolayısıyla ne Yahudiler, ne Ermeniler bu bağlamda Çerkesler ile kıyaslanamaz. O halde sorun nereden kaynaklanıyor? Sorun şuradan kaynaklanıyor: Biz halihazırda Çerkes sorunu üzerine mürekkep akıtan insanlar olarak dahi Çerkes kavramını net bir şekilde tarif edemiyoruz. Çerkes Adige midir? Eğer Çerkes Adige ise Abaza nedir? Abaza ve Adige birlikteliği midir Çerkes? Eğer öyle ise bu birliğin içerisine neden Asetinler girmiyor? Bunları ayıran şey din midir? O halde Adigelerle aynı dine sahip olan Çeçenler ve Karaçaylılar bu tanım içerisine neden alınmıyor? Eğer Çerkes, Kuzey Kafkasya halklarının tümüne verilen ad ise bu halkları hangi ortak paydada bir araya getireceksiniz? Dolayısıyla Çerkesler kaderleri uluslaşamamak olan bir halktır bana göre. Tekil manada bugün Adige, Abaza, Çeçen ya da Kabardey ulusundan söz edilebilir belki ama bu insanlara baktığınız zaman dil haricinde bir çok noktanın ortak olduğunu görürsünüz. Kafkasya'yı modern düşüncenin bir ürünü olan ulus kavramıyla değerlendiremeyiz o yüzden. Kafkasya'yı kendine ait kavramlarla değerlendirmek zorundasınız. O halde Türkiye'de uluslaşmak mümkün mü, değil mi Değil tabii ki, çünkü bugün dünyada uluslaşmanın defteri kapanmıştır. Türkiye bir pota altında bütün etnik kimlikleri eritiyor.Bu ülkede 72 milletten insanların çocukları Türk olarak doğuyor. Dolayısıyla Kafkasya'da ortak bir payda altında 150 yıl önce birleşememiş insanların torunlarının torunlarını bugün diasporada tek bir ulusal kimlik altında toplayamazsınız. Bu muhal bir tartışmadır. Bu mümkün olmayan bir şeydir.

Etnik kimlikler üzerinden siyaset yapılması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bildiğiniz gibi son seçimlerde bazı aday ya da partilerin bazı kesimlerce Çerkes kimliğiyle desteklendiği gördük...

Öncelikle siyaset kavramına açıklık getirmek gerekir belki. Siyaset halklara refah ve mutluluk vaad etmez. O bir idare aracıdır sadece hepsi bu. Siyaset küçük halklara kazanım değil, felaket getirir. Siyaset kendi toprakları üzerinde yaşamayan uluslaşamamış küçük halkları böler. Bunu Meksika'da elli yıldır yapıyorlar. Ne kazandırabilmiş bu gruplara siyaset. Amerikalı Yahudilere bakın. Siyaset üzerinden mi kazanım sağlıyorlar? Amerika'da Yahudi kimliğiyle mi siyaset yapıyorlar? Diasporadaki Kafkas Halklarını siyaset birleştirmez, aksine böler. Zaten fazlasıyla farklılıklar var. Resul Hamzatov'un dediği gibi "Büyük kılıçlara ihtiyacımız yok artık, büyük dostlara ihtiyacımız var." Onun için gerek yok derim ben. Herkes haddini bilsin.

Bir yazınızda Cemil Meriç'in millet kavramını tanımlarken kullandığı "millet hafıza"dır sözünü referans gösteriyorsunuz ki bu ulus ya da millet kavramını altyapıdan bağımsız olarak açıklamaya çalışan farklı bir tanımlama. Bunu açabilir misiniz? Mesela hangi pota altında eritilebilir bu halklar?

Bir kere bu halkları eritmek gerekir mi Bu soruyu sormak gerekli ilk önce. Bana göre halkları eritmek yerine halkları canlı tutup onların ortak yönlerini ortaya çıkarmak gerekli. Kafkasya'da en küçük bir halkı bile yok saymak mümkün değil. Fakat bizim aydınlarımız hep farklılıkları ön planda tutuyorlar. Neden ortak paydaları ortaya atmıyorsunuz? Bu insanların, baktığınız zaman kültürleri ortak, saygı kuralları ortak, bana kalırsa dilleri de köken olarak ortak. Siz kalkıyorsunuz 2000 yıl önce Kafkasya'ya gelen Asetinleri İrani bir millet oldukları gerekçesiyle dışlıyorsunuz. 2000 yıl bir halkı yaşadığı yerin yerlisi yapamıyorsa ne işe yarar bu 2000 yıl? Aynı şeyi Karaçaylar ve Balkarlar için de yapıyorlar. Fakat üzülerek görüyorum ki bazı insanlarımız bizim davamız sadece Batı Kafkasya'dır, diyorlar. Gemi batıyor ama bu insanlar kendi kamaralarını kurtarmak niyetinde hala. Ama gemi zaten batıyor ki.

Bir yazınızda tarihi kazananların yazdığını söylüyorsunuz. Bugün dünyada devlet eksenli bir tarih anlayışı var. Fakat bu şablon Çerkesler için çok geçerli değil, Çerkesleri anlamak için yetersiz kalıyor. Mesela dünyada devlet eksenli tarihe karşı alternatif tarih okumaları da var. Çerkesler tarihlerine hangi noktadan bakmalılar sizce?

Biraz öncede söylediğim gibi bir çok kavramı Kafkasya'ya oturtamıyorsunuz. Devlet kavramı buna güzel bir örnek. Çerkes, tarih boyunca devlete ihtiyaç duymadı. Çünkü devletin Çerkes'e verebileceği artı bir şey yoktu. Rütbe mi verecek Çerkes'e? O zaten soylu, barış mı getirecek Çerkes'e o halde? O zaten barış içerisinde yaşıyor. Kafkasya da iki halkın birbiriyle ciddi anlamda savaştığının bir tek örneği yoktur. Abhaz -Gürcü savaşının bunun tek ciddi örneği olduğunu söylemek fazlaca iddialı olmaz bence. O halde Çerkes devleti ne yapsın? Sulhü sağlamayacak, çevreyi güzelleştirmeyecek, güvenliği sağlamayacak devleti Çerkes ne yapsın? Onlar kitlesel başarılardan ziyade kişisel başarıya kıymet vermiştir. Bakın her halk bayrak düştüğü zaman savaşı bitirir. Kale düştüğü zaman savaş bitmiş demektir. Fakat Çerkesler'de hat müdafaası değil satıh müdafaası vardır. Evini savunur, odasını savunur eşini savunur, çocuklarını savunur. Onun için Kafkasyalılar devleti gereksiz bir oluşum olarak görmüşlerdir. Kafkasya'nın dışında diğer devletlerin çok önemli figürleri olmuşlardır ama Kafkasya'da buna ihtiyaç duymamışlardır. Şunu düşünün bir kere, eğer İstiklal Harbi başarıyla sonuçlanmasaydı biz nasıl çağıracaktık Kuvayi Milliye'yi ? Ekim Devrimi başarıya ulaşmasaydı Lenin'e ne diyecektik? Yani Büyük İskender'i büyük yapan şey askeri gücünün boyutlarından başka nedir? Kafkasya'da ise kişisel erdem önemlidir. Netice olarak mağlup olmak önemli değildir Çerkes'e göre. Herkes kişisel erdem göstermekle yükümlüdür. Evinde erdemli olmak, cemiyet içinde erdemli olmak, erdemli bir evlat, erdemli bir baba, erdemli bir dost olmak. Dolayısıyla devlet kavramının olmadığı bir kültür, devletlerin yazdığı tarihle okunamaz. Çerkes Ethem hain mi değil mi Hayır tabii ki değil. Bu ülke için çalışmış, İstiklal mücadelesi vermiş bir adam. Resmi tarih hain diyormuş.ehemmiyetli değil! Cehar Dudayev, evet, bir kahramandır. Hamzat Galayev evet bir kahramandır. Ardzınba, evet bir kahramandır. Geçmişte Kafkasya'da savaşan insanlar neticede mağlup olsalar da onlar kahramandılar. Çünkü erdemlerinden taviz vermediler! Bu yüzden tarih denilen şeyi galipler yazıyor. Bunun tartışması yok. Amerika'nın fethi milyonlarca cana mal olmuştur. Biz savaşı hep beyaz adamın gözüyle okuyoruz, çünkü notları tutan zaten o beyaz adamdı. Ama o savaşta erdemli olan taraf yaşam alanını savunan, ailesini savunan yerlilerdi. Kafkasya'da da aynı şekilde. Kafkasya'da verilen savaşlarda erdemsiz olan ne vardır? Tarih boyunca ve bugün hala var olan işbirlikçiler dışında!!

Kimisi tarihimizi bir sınıflar çatışması olarak görüyor, pşılar köleleri sömürmüş, diyor; kimisi bakıyor devlet yok, şehir yok, yazı yok barbarmışız diyor. Ama öte yandan bakıyoruz devletin, yazılı hukukun diğer toplumlarda yerine getirdiği şeyleri Çerkesler başka şekilde karşılamışlar. Bu şablonları da sorgulamamız gerekiyor herhalde. Çerkes aydınlarının bu konuda bir şeyler ortaya koyması gerekiyor galiba?

Aslında Çerkes aydını denilen şeyi bir bulabilsek aslında her şeyi ona tahmil edeceğiz, ona yükleyeceğiz. Ama o Süreyya yıldızında sanki. Bulamıyoruz. Aydın konuşmayınca çobanlar konuşuyor, boyacı, cilacı konuşuyor. Evet devletin sağlamayı vaat ettiği, Platon'un aklının ucundan geçmeyecek, Thomas Moore'un ütopyası olan şeyler Kafkasya'da yaşandı. Halihazırda böyle. Buna ben burada dahi şahit oldum. Bir hakim, "Orası bir Çerkes köyüdür, orada haynape var, orada karakola, jandarmaya ihtiyaç yok" dedi. Evet oradaki haynape kavramı 100 tane jandarmanın sağlayamayacağı ölçüde istikrar sağlamıştı. Evliya Çelebi demiyor muydu; Kafkasya'da tek başına insanlar, genç kızlar, çocuklar geziyorlar ve kurtlardan başka bir şeyden korkmuyorlar diye. Evet Çerkesler toplumsal güvenliği sağlamıştı. Devlet zaten bunu vaat ediyor fazlasını değil! Öte yandan devlet anlayışı gelişimini tamamlamıştır demek de mümkün değil. Önümüzdeki yıllarda yüzyıllarda da sürdürecektir gelişimini. Siyasi sınırlar anlamını kaybediyor sanki, etnik kökenler, diller çözülüyor, kaynaşıyor ve başkalaşıyor. Belki piyasa devletlerden bahsedeceğiz. Filanca markanın falanca topraklardaki bağımsızlığını tanıyacağız belki. Ama benim şahsi kanaatim dünyanın Çerkes halkının iki yüz yıl önce bıraktığı yere geri döneceği yönündedir.

Siz devamlı Kafkasya ve Kafkasyalılar üzerine yazılar yazıyordunuz, kitaplar yayınladınız. Bir süredir yazılarınızı okuyamıyoruz. Bu bilinçli bir geri çekilme mi Eğer böyleyse sizi rahatsız eden neydi?

Tabii ki bunun benim özelimde kalacak kişisel sebepleri de var, ama şu kadarını söylemem gerekir ki, kendimi bildiğim ilk günden beri kendimi Çerkes olarak hissediyordum. Çerkesler'in arasında yaşamadım ama çok bilinçli bir Çerkes ailenin ferdiydim. Belki şu manada soydaşlarımdan ayrılıyordum: baba soyum şehirli bir aileydi. Kuşaklardır bürokrat olan bir ailenin çocuğuydum. Ben Anadolu'da bir köye ait değildim, işin kötü tarafı babam da değildi, dedem de değildi, dedemin babası da değildi. Dolayısıyla soydaşlarımın sorun hiyerarşisi ile benimki farklılık arz ediyordu. Kendime şöyle bir misyon çizmiştim: Kafkasyalıların ortak paydalarını yazıya geçirecektim.Bunun için çalışıyordum.Çünkü ihtilallerin yapamadığı şeyi kültür yapar. Bakın Türkiye'de sol var fakat mevcut sol Das Capital'i okuyup solcu olmamıştır. Nazım Hikmet'i, Fakir Baykurt'u okuyup solcu olmuştur. Türkiye'de İslam var fakat mevcut Müslümanlar Kuran'ı okuyan Müslümanlar değil, İmam Gazali'yi Necip Fazıl'ı okuyup Müslüman olan insanlar bunlar. Kuran'dan beslenmeden Müslüman, Kapital'i okumadan solcu oluyorlar. Toplulukları edebi eserler şekillendirir. Bu düşünceyle Türk Milleti'nin uluslaşma sürecini inceledim. Son dönem Osmanlı aydınları bir araya geliyorlar ve hangi ortak dilin, hangi alfabenin kullanılması gerektiği üzerine tartışıyorlardı. Kılık kıyafetimiz nasıl olsun? Kendimizi nasıl tanımlayalım? Bunları tartışmış Osmanlı entelektüelleri. Ve en sonunda Türk halkının mitolojisi ortaya çıkarılmış. Ergenekon, Türeyiş, Göç destanları vs. Hatta ve hatta bazı motifler, kelimeler uydurulmuştur. Divan-ı Lügat-it Türk ortaya çıkarılmıştır. Bu coğrafyada 80 sene önce Türk ulusu ihya edilmiştir. Bu ihya hareketinin ciddi ciddi incelenmesi gerekir. Nasıl olup da yetmiş iki çeşit insan tek dille anlaşır ve kendisini tek bir etnisiteye ait görür hale gelmiştir. Bu meşrutiyetle başlayan bir süreçtir ve son noktayı Mustafa Kemal koymuştur. Mustafa Kemal bu anlamda çok büyük bir insandır. Sosyalizmin çöküşünü bizim meşrutiyetimiz kabul edelim, benim ilk gençlik çağım o yıllara rastlar. O yıllarda kendime bir misyon biçmiştim. Halkımın geçmişini, kültürünü Türkçe anlatayım. Abaza'ya, Çeçen'e, Kabardey'e ortak bir dille ortak bir tarihi ve ortak hatıraları nakledeyim. Halkın artık körelip tükenme aşamasındaki hafızasını tazeleyelim dedim. Bu amaçla doğrudan Çerkes hayatını anlatan öyküler, makaleler yazmaya başladım. Halka model olacak tipler işledim. Mesela Türk edebiyatında Ömer Seyfettin'in Kuru kadısı vardır, Huzur romanının Mümtaz'ı vardır, Ahmet Hamdi'nin, Nuran vardır, Çalıkuşu Feride vardır Reşat Nuri'nin. Bunlar Türk halkının bilinçaltını şekillendiren kişilerdir. Türk milliyetçiliği de oradan beslenir, Türklük de oradan beslenir, devlet de edebiyattan beslenir. Dostoyevski'yi,Tolstoy'u çıkarırsanız Rus dediğiniz nedir ki? Bir şey kalmaz. Homeros'u alırsanız Yunan nereye kadar gidebilir? Ama Çerkesler'in kültürel değerlerini yazan çizen insanlara hiç bir şekilde kulak verilmemiş. Yazdığım her öykü ve yazıya gayet güzel tepkiler alıyordum ama bu tepkiler çoğunlukla Çerkes olmayanlardan gelen tepkilerdi. Yazık ki Türkiye'de Çerkeslerle ilgili bir kitabın alıcısı sadece 300 kişidir. Eskimolarla ilgili bir kitap ise ilk aşamada 800 satar. Buradan yola çıkarak Türkiye'de Eskimo sayısının Çerkes sayısından fazla olduğu sonucuna ulaşabilirsiniz ki bu çok da yanlış değildir, İşin acı tarafı o Eskimolardan bir kısmının da dedesi Çerkestir. Hasılı muhatap olduğum, çok önemsediğim, kültürünün her öğesini yazıya geçirmeye çalıştığım kitlenin günün birinde aslında varolmadığını gördüm.Var olduğunu sandığım kitle aslında gölgeden ibaret Homeros'un cennetindekiler gibi. Bunun farkına varmamı sağladıkları için beni insafsızca eleştirenlere teşekkür ediyorum. Türkiye'de folklorik bir kitle vardır çok çok, bir diasporadan, bir siyasi kitleden, bir azınlıktan bahsetmek mümkün değildir. Toplum ortak tavır geliştirebilen, ortak değerleri olan, ortak düşmanları olan fertlerden oluşur. Bizim Çerkeslerimiz arasında bir tek ortak nokta bulamıyorum ben. Belki bir araya geldikleri tek payda içlerinden birisi iyi bir şey yapmaya kalktığında üstüne üşüşüp parçalamak noktasındaki arzularıdır. Düşünüyorum da ben ne yaptım bu insanlara onların kültürlerini işlemekten başka. Yüz kırk yıldır eriyen kültürlerini yazıya geçirmeye çalışmaktan başka. Bu durum bir sanatçı için yok sayılamayacak bir sorundur. Kültürel değerlerini önemseyen, edebiyatına sahip çıkan, edebiyatın bir halkın can damarı olduğunu bilen bir kitlenin var olmadığı ayan beyan ortada.

Peki sorun "köylülük" mü? Siz araştırıyorsunuz, yazıyorsunuz fakat bunun bir karşılığı yok...

Evet aslına bakarsanız büyük harflerle köylülük... Çünkü sanat, edebiyat köylü değil şehirli kitlelerin uğraşı alanı. Cumhuriyetin ilk yıllarında bunun istisnaları var. Bu dönemlere çok iyi bakmak gerekiyor. Burada herkesin, her bireyin, her topluluğun çok büyük dersler çıkarması lazım. Cumhuriyet'in ilk nesli korkunç idealist bir nesil. O yıllarda herhangi bir köye gidin, orada Reşat Nuri'nin eserlerini görürsünüz. Bu aslına bakarsanız biraz da bizim kültürel kodlarımızda da olan bir sorun. Eğer benim içimden çıktıysa dinlenmeye gerek yoktur. Bu etnik bir kompleks bana göre.

Kendi karakterimizi, kültürel ve kalıtımsal kodlarımızı de pek tanımıyoruz galiba...

Tabii ki. Aslında dünyanın çok ihtiyaç duyduğu bir duruşa sahibiz. Üzerinde oturduğumuz ve her geçen gün biraz daha eriyip epriyen kültürel mirasımızı yaşatmak dünyaya olan borcumuz. Fakat bunun için öncelikle bir kadro oluşturmak gerekliydi. Herkesin her şeyi bildiği bir toplum zihni bir yamyamlık içindedir. Kendi kendisini yer bitirir. Bu inanın çok ilginç bir durum. Bir internet sitesinde Halide Edip, Nazım Hikmet, Ahmet Necdet Sezer, Ajda Pekkan gibi birçok ünlü için Çerkes deniyor. Halide Edip ve Nazım Hikmet'in kim ve ne olduğunu bir iki tıklamayla internetten öğrenebilirsiniz. Ama biz ısrarla onları Çerkes yapıyoruz. Adam haykırıyor kendi etnik kimliğini annem Boşnak, babam Süryani diyor ama biz zorla Murathan Mungan'ı da Çerkes yapıyoruz. Bu korkunç bir toplumsal kompleksin tezahürüdür. Kendisinden olmayana sorgulamaksızın hüsnü kabul göstermek ve kendisinden olanı yargılamaksızın idam etmek. Ancak köylünün duracağı bir noktadır bu. Şehirli kendisinden emindir. Köylü neye dönüşeceğinden emin olmadığı için sahip çıkışı da reddi de makul saiklerden uzaktır. Sadece Çerkesler'in yaşadığı bir sorun değil köylülük. Türkiye genel manada köylüleşiyor. Köylü değerler her yeri istila ediyor. Müzik köylü müziği, kıyafet köylü kıyafeti, din köylü dini, siyaset köylü siyaseti, dil köylü dili. Düne kadar bir kitle eğitim aracı olan televizyon artık köylü değerleri yayan bir salgın hastalık yayıcı konumunda. Osmanlı Dönemi'nde de çok önemli tartışmalar yapılmış. Cumhuriyet'ten önce bildiğiniz gibi Çerkes Teavün Cemiyeti var. Çok değerli entelektüeller bir araya gelmişler, çok önemli dergiler çıkarmışlar. Bizim bugün tartıştığımız pek çok şeyi o dönem tartışmışlar. Ama daha sonra yapılan çalışmalar bunların üzerine inşa olunmamış. Çünkü her Çerkes Hz.Adem kadar ilk. Keşke mevcut verilerin üzerine bir şeyler konulsaydı. Keşke Guaze'deki tartışmalardan başlansaydı. Hayriye Melek Hunç öyküler yazmış kimse bilmez. Ömer Seyfettin'e Çerkes diye sahip çıkarız. Ömer Seyfettin de bas bas bağırır Çerkes olmadığını. Biz de ona aile adı bile bulmuşuz, hayır sen Çerkes'sin diyoruz. Eğer Ömer Seyfettin Çerkes kültürünü işleseydi İsmail Berkok'un durumuna düşerdi. İsmail Berkok çok önemli bir örnek bu konu için.

http://www.dagistan.net/haber.php?baslik=aydin-ofkesi-fark-ettim-ki-cerkes-toplumu-yok&id=35133

Etiketler:
aydın öfkesi fark ettim ki çerkes toplumu yok

YORUMLAR
Yorum yapmak için giriş yapın...

MIZAGE DERGİ YÖNETİCİLERİ KAYSERİ'DE
KARAÇAY-BALKAR KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ 13. GENEL KURULU.
AYŞE & HAKAN EKER GELİN ALMA
ÇAĞDAŞ SANATLAR MÜZESİ'NDE MIZIKA DİNLETİSİ
ESKİŞEHİR KUZEY KAFKAS KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ CİHAN ERTOK İLE DEVAM DEDİ
ESKİŞEHİR KUZEY KAFKAS KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ GENEL KURULUNU YAPTI.
KAFKASYA UÇUŞLARI BAŞLADI
ARDA ARGUN'A LEON NİŞANI
ADİGE MİLLİ KIYAFET GÜNÜ KUTLANDI
KAFDAV YAYINCILIK ESKİŞEHİR KİTAP FUARINDA
/ 599>

EN ÇOK OKUNANLAR
Kayıtlı başka haber bulunmamaktadır