NART
NART

GİRİŞ
Kullanıcı Adı

Şifre





>Üye Değilim     >Şifremi Unuttum

ETİKET BULUTU

MÜZİK ÇALAR
4-5-6-7
11
12
10
8

Nart Ajans Reklam

HABERLER / Cemiyet Haberleri
PAYLAŞILAMAYAN DİYAR: KAFKASYA (4)

Abhazya'dan çıkıp Soçi ve Tuapse'ye uzanırken Çerkeslerin yüzüne hüzün çöküyor. Soçi'de Ubıh izine rastlanmazken, Tuapse ve Lazarevsk'te kalan 18 Şapsuğ köyü varlık savaşı veriyor
17-01-2007 - 5 kez okundu

FEHİM TAŞTEKİN
Bir Ceneviz tüccarı Kafkas dağlısına sormuş: Kimsin, nerelisin, nereden gelir, nereye gidersin? Dağlı cevaplamış: Acısı yıldızlar kadar çok millettenim ve bu acıyı sadece bizden olanlarla yaşadığım cennetteyim...
Gürcülerin Abhazya'dan kaçarken yaktıkları evler hayalet gibi. Çok katlı Sovyet stili boş bloklar ürkütücü. Önce Sohum'daki arşiv binasına kibrit çakılmış. Yanan meclis binası ise savaştan bir vesika. Savaşın izlerini bir de anneler sırtlarında taşıyor. Geleneğe göre çocuğu şehit olan anne ömür boyu siyah giyiniyor. Deniz ablukası yüzünden limanlar ıssız.
Külleri üzerinde dirilen Sohum'dan Gudauta ve Gagra'ya uzanıyoruz. Gürcülerin durdurulduğu Gumısta'ya kadar manzara aynı: Metruk binalar. Gumista, Çeçenlerin yola üç kamyon koyun gübresi döküp tankları durdurarak savaşın yönünü değiştirdikleri yer. Gumista köprüsünün girişinde ölenlerin mezarı başında şarap ve yiyecek eksik olmuyor. Her hafta yenilenen şişlerle gelenler Anşa'ya (tanrı) dua ediyor.

Kala kala 18 köy kaldı
Psou sınırından Kafkasya'nın öte yakasına geçince Çerkeslerin yüzüne bir hüzün çöküyor. Bunu gözden kaçırmak mümkün değil. Ubıhların vatanı Soçi'den Adıge toprağı Lazerevsk ve Tuapse'ye yani Şapsuğya'ya kadar bütün kıyı boyu sürgün yıllarına dair acı hatıralarla dolu. Bölgeye adım atar atmaz Çerkesler, hikâyelerini anlatmaya koyuluyor: Nihat Yılmaz, sülalesi Loolardan bahsediyor: "Bu yakınlarda Lookıt köyü var. Sürgüne giderken burada beklediklerinden Lookıt (Loo köyü) denmiş. Kıyıda beklerken 'gidiyorum, ayrılıyorum' anlamında 'soçi' derlermiş. Soçi ismi de bundan kalmış."
Tuapse şehir merkezinde 1000 Çerkes (Şapsuğ) yaşıyor. Köylerle birlikte bu rakamın 5 bine çıkıyor. Soçi'ye bağlı Lazarevsk'te ise 6 bin Çerkes var. Tuapse ve Lazerevsk'te kıyıdan uzakta 18 Şapsuğ köyünden 14'ünde Adıgeler çoğunlukta. Köylerde seçmeli ders olarak Adıgece okutuluyor.
Tuapse Kafkasya'nın öteki dünyayla temas noktasıydı. Tüccar gemilerinin demir attığı yer. Tuapse'nin gizlediği acılar başka yerlerle kıyas kabul etmez. 1864'te sürgüne maruz kalanları ölüme ve yokluğa uğurlayan limanın sahibiydi Tuapse. Rus Çarlığı'na teslimiyetten kaçışın en dramatik anlarının yaşandığı sahil kenti; nerede duracağı belli olmayan sürgün yolculuğuna çıkılan liman. Daha insanlar kendilerini meçhule taşıyan Osmanlı gemilerini beklerken, önden gidenlerin cesetlerinin kıyıya vurduğu yer. Ne Soçi'yi ne Tuapse'yi görmek Çerkesleri mutlu etmiyor. Buradan Karadeniz'i kahırla seyrediyorlar. Tıpkı her yıl 21 Mayıs'ta Türkiyeli Çerkeslerin sürgüne gidenlerin ilk çıktığı Kefken'de Karadeniz'e siyah karanfil bırakıp Yistembılım ağıtını söylediği gibi.

Golovinka'nın ağacı
Şapsuğlar, SSCB'nin oluşum sürecinde özerk cumhuriyet için çabalarken nasiplerine 1924'te 'Şapsuğ Ulusal Rayonu' düşmüştü. Cumhuriyet kurulması için çabalayan Şapsuğ Kongresi Başkanı Yusuf Neğuç ise Türk ajanı damgası yiyip Sibirya'ya sürüldü. Yusuf'un akıbeti özerk cumhuriyet arayışlarından vazgeçilmesine yol açarken sekiz köyün katıldığı Tuapse merkezli rayonun ömrü ise 21 yıl sürdü. Şapsuğ Rayonu, 1945'te Çerkeslerin adını soykırımla birlikte andığı Rus General Lazarevsk'in ismi verildi.
Kültürlerini ve dillerini yaşatmada zorluk çeken Şapsuğlara 1999'da koruma altında küçük yerli toplum statüsü verildi.
Eski Ubıh topraklarının bitip Şapsuğ bölgesinin başladığı yerde görkemli bir ağaç dikkat çekiyor. Çevresindeki çit ve bir yazıttan önemli olduğu aşikâr. Öğreniyoruz, bu yabancı bir denizciden yadigar. Kafkasya'ya ayağı düşen iz sürücülerin türbe gibi ziyaret ettikleri bir yer. Basit bir ağaç ama geçmişiyle ziyaretçi çekiyor. Korsan gemilerinin Kafkasya'nın kıyılarından eksik olmadığı dönemler. Ticaret gemilerinin de tuz getirip hayvan ürünleriyle döndükleri yıllar. Bir gün bir gemi demir atmış. Aradan haftalar geçmesine rağmen gemi bir türlü hareket etmemiş. Çerkesler merak edip 'neden kalakaldınız' diye sormuş. Gemici, "Kaptan ağır hasta, açılamıyoruz" demiş. Çerkesler kaptanı alıp iyileştirmişler.
Ölüm döşeğinden kalkan kaptan bu iyilik ve misafirperverliğe karşılık kamarasında özenle baktığı ve denizlerdeki yoldaşı olan bir ağacı, bu günlerin anısına kıyıya dikmiş. Zamanla gelişen bu yerleşim merkezinin adı da kaptanın adını almış: Golovinka. Golovinka'nın ağacı dostluğun sembolü olarak sahilde yüzyıllardır dimdik ayakta. Ağırlaşan dallarına yenik düşüp ikiyi ayrılmasın diye yaşlanan gövdesi zincirlenmiş.

Osmanlı izi
Buralarda Osmanlının izlerine de rastlamak mümkün. Lazarevsk'te kıyıdan 8 km içeride bir Şapsuğ köyüne girerken yol kenarında tarihi duvar kalıntıları var. Osmanlı askerleri yapmış... Yol, yüksek bir tepeye varıyor, tam aşağıda bulutların altında bir köy uzanıyor: Thağepş. Kıvrılıp aşağıya süzüldüğünüzde köy konuklarını ancak çok ağır yük taşımacılığı için gerekebilecek koca bir demir köprü ile karşılıyor. Devasa demir yığınına aldanıp yolun daha ilerilere gideceğini sananlar yanılıyor. Yol burada bitiyor.
Topu topu 60 hanelik bir köy için şaşırtıcı bir lüks... Sanki Ruslar, bu köyde bir zamanlar açılan derin yaraları örtmek istercesine böyle bir miras bırakmışlar. Aslında hikâyesi çok uzun, özetle, ihtilalin ilerleyen yıllarında kolhozlar kurulurken sakıncalı diye ispiyonlanan genç-yaşlı 160 erkek köyden alınıp Kazakistan'a sürgüne gönderilir. Sürgünde Almanlarla savaş çıkınca da eli silah tutanlar bu kez cepheye sürülür. Cepheye gidenlerin sayısı meçhul ama dönenler ikiden ibaret. 160 kişiden sadece 20'si hayatta kalmış. Köye dönebilenler arasından Yusuf, yıllarca bu dramın kavgasını sürdürmüş. 1980 sonrası Krasnodar'da savcılığın kapısını aşındırıp masum olduklarını kanuna kabul ettirmiş. 7.5 yıl uğraştıktan sonra da devlete sürgün kurbanlarının anısına köyün orta yerinde bir anıt diktirmeyi de başarmış.

Düğün deyince...
Gelin Salima, damadın adını sorunca 'Geleneklerimize göre ayıptır' diyerek söylemiyor.

Düğün dendi mi hayat duruyor. Bir ölüm, bir de düğün haberi sınır tanımıyor. Anında ilgili herkes haberdar ediliyor. Guadauta'da bir düğündeyiz. 1000 kişilik bir sofra. Çerkestavuğu, Mısır unundan abısta; ceviz, nane ve lahananın ezilmesiyle yapılan ahurçapa, ızgara, kavurma, ciğer, cevizli tavuk, söğüş, işkembe kavurma sofranın baş tacı. Beş çeşit börek ve sayısız tatlı. Masalar ananas, kivi, elma, üzüm, votka ve şarapla donatılmış. Damatla gelin ayrı evlerde. Biraraya gelmeleri geleneğe aykırı. Gelin Salima evden müzik ve dans eşliğinde çıkarılıyor. Bu denli şatafat karşısında damat Oleg'e 'babanız oligark mı' demeden edemiyorum. Fakat baba çiftçi, kendisi muhasebeci. Gelen herkes ayrı bir odada iki kişinin şahadetinde hediyelerini sunuyor. Bütün sır bu odada çözülüyor. Masrafı hediyeler karşılıyor.

YARIN: Adıgey huzur adası ama...
Radikal

Etiketler:
paylaşılamayan diyar kafkasya 4

YORUMLAR
Yorum yapmak için giriş yapın...

MIZAGE DERGİ YÖNETİCİLERİ KAYSERİ'DE
KARAÇAY-BALKAR KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ 13. GENEL KURULU.
AYŞE & HAKAN EKER GELİN ALMA
ÇAĞDAŞ SANATLAR MÜZESİ'NDE MIZIKA DİNLETİSİ
ESKİŞEHİR KUZEY KAFKAS KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ CİHAN ERTOK İLE DEVAM DEDİ
ESKİŞEHİR KUZEY KAFKAS KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ GENEL KURULUNU YAPTI.
KAFKASYA UÇUŞLARI BAŞLADI
ARDA ARGUN'A LEON NİŞANI
ADİGE MİLLİ KIYAFET GÜNÜ KUTLANDI
KAFDAV YAYINCILIK ESKİŞEHİR KİTAP FUARINDA
/ 599>

EN ÇOK OKUNANLAR
Kayıtlı başka haber bulunmamaktadır