NART
NART

GİRİŞ
Kullanıcı Adı

Şifre





>Üye Değilim     >Şifremi Unuttum

ETİKET BULUTU

MÜZİK ÇALAR
12
35WERE~1.MP3
4WORED3.MP3
9
10

Nart Ajans Reklam

HABERLER / Cemiyet Haberleri

Notice: Undefined variable: db in /home/nart/public_html/arsiv.nartajans.net/function.php on line 6

Warning: mysqli_query() expects parameter 1 to be mysqli, null given in /home/nart/public_html/arsiv.nartajans.net/function.php on line 6
CEM ÖZDEMİR KAFFED'İ ZİYARET ETTİ

Alman Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir, eşi Pia Castro ve Avrupalı Çerkesler Federasyonu Genel Başkanı Admiral Daşdemir, Kafkas Dernekleri Federasyonu ve Ankara Kafkas Derneği'ni ziyaret ettiler. Ankara Kafkas Derneği'nde Cem Özdemir ve beraberindekiler için hazırlanan akşam yemeğinin ardından konferansa geçildi. Oldukça kalabalık bir hemşehri grubunun katıldığı ve etkinlik sonuna kadar kimsenin salonu terk etmediği, ilgiyle dinlediği konferans son derece verimli geçti.
01-05-2009 - kez okundu

Bu etkinliğe katılamayanlar için deşifresini yaptığımız konferansın metinlerini, sitemizde iki bölüm halinde yayınlayacağız. Konuşma metinlerini yayınladığımız bu birinci bölümün ardından, 4 Mayıs Pazartesi günü de konferansın soru cevap bölümünü sitemizden okuyabilirsiniz.



Tarih: 29.04.2009

Saat: 20.00

Yer: Ankara Kafkas Derneği



Ankara Kafkas Derneği Başkanı Vacit Kadıoğlu'nun açılış konuşması

"Değerli konuklarımız hepiniz hoş geldiniz.

Avrupa Parlamentosu Milletvekili, Yeşiller Partisi Eş Başkanı Sayın Cem Özdemir konuğumuz. Ayrıca, Avrupalı Çerkesler Federasyonu Başkanı Admiral Daşdemir, yönetim kurulu üyesi Timur Yıldırım(aynı zamanda Berlin Kafkas Derneği Başkanı) ve Avrupa'nın değişik yerlerinden gelen misafirlerimiz de aramızdalar. Hepsine huzurlarınızda, sizler adına hoş geldiniz diyorum, şeref verdiniz.

Sayın Cem Özdemir bu akşam, "Avrupa'dan Kafkasya'nın görünüşü"nü kendi fikirleri ile birlikte bizlerle paylaşacak. Yoğun çalışma temposu içerisinde bize vakit ayırdığı için kendisine gerek Federasyonumuz adına, gerek Ankara Kafkas Derneği adına saygılarımızı sunuyoruz.

Sayın Cem Özdemir, Sayın Admiral Daşdemir ve değerli konuklar; bu akşam Derneğimiz Halk Dansları Topluluğu "Elbruz" sizleri layıkıyla ağırlayabilmek için bir gösteri sunacaktı. Ancak, bugün ülkemizin doğusunda meydana gelen ve 9 askerimizin şehit olduğu acı haberlerini aldık ve böyle bir durumda gösteri yapmamızın yanlış olacağını düşündük. Bir yerde kan dökülürken, bir yerde analar ağlarken bizim burada düğün yapamayacağımız düşüncesiyle, bu gösteriyi iptal ettik. Bunu bilgilerinize arz etmek isterim.

Sayın misafirler değerli konuklar, toplantının koordinatörlüğünü yapmak üzere ben müsaadenizle sözü Federasyon başkanımız Cihan Candemir'e bırakıyorum."

Kafkas Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Cihan Candemir:

"Bende sizlerin huzurunda sizler adına, Sayın Cem Özdemir'e hoş geldiniz diyorum. Onun aramızda bulunması bir şeref. Sağ olsunlar son derece yoğun temposu içerisinde bu akşamı bizlere ayırdılar. Kendileri bu akşam, Vacit kardeşimin de izah ettiği gibi Avrupa Gözüyle Abhazya'ya, Kafkasya'ya yönelik görüşlerini ve oradaki bakış açısını bize yansıtmaya çalışacaklar. Daha sonra basın mensupları ve sizlerden gelecek sorular için soru cevap bölümüne geçilecek. Fazla vaktinizi almadan sözü Cem beye bırakıyorum ve bir kez daha saygıdeğer eşine ve kendisine yoğun programlarına, yorgun olmalarına rağmen bizimle beraber olmak arzusuyla aramıza katıldıkları için, bütün sevgi, saygı ve muhabbetlerimizi kendilerine sunuyoruz."

Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir:

"Gup Maxo Apşı"

"Se ri Adıge"

Gönül isterdi ki, buradaki konuşmamın geri kalan kısmını da keşke Adıgece yapabilseydim.

Türkiye büyük bir çiçek bahçesi ve biliyorsunuz uzun süre çiçekler yeterince sulanmadı bu bahçede. Dolayısıyla biraz renkleri kayboldu. Ama umarım bundan böyle sulanır, eşit bir şekilde her tarafa ulaşır. Hiçbir şey kaybolmaz. Türkiye'nin bütün farklı çiçekleri aynı şekilde büyüdüğünde ve eşit mesafede, eşit sevgide olduğunda çok daha güzel bir çiçek bahçesi olacağından eminim. Sevgili arkadaşlar, sevgili Kuzey Kafkas Kültür Derneği üyeleri, hepinizi eşim ve kendi adıma sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Ben hemen konuşmayı açmak istiyorum.

Avrupa Parlamentosu'nda bir hayli farklı normlarımız var. Milletvekillerinin konuşma süresi az, bir dakika. Çok çok olağan üstü şartlarda iki dakika konuşma süresi var. Dolayısıyla uzun konuşamıyorsunuz. Ben disiplinli davranmayı seviyorum o yüzden konuşmamı kısa keseceğim.

Her şeyden önce şunu söylemek istiyorum. Almanya'da Avrupalı Çerkesler Federasyonu'yla birlikte çok güzel çalışmalar yaptık. Üç defa Avrupa Parlamentosu'nda "Çerkes Günü" düzenledik. Ben bu sene Avrupa Parlamentosu seçimlerinde parti başkanı olduktan sonra, tekrardan milletvekili olmayacağıma karar verdim. İki işi bir anda sürdürmek mümkün değil. Bu yüzden, maalesef artık Avrupa Parlamentosu'nda değilim. Ama şimdiden yeni gelen adaylardan şu sözü aldım. Brüksel'de Avrupa Parlamentosu'nda "Çerkesler Günü" devam edecek.

Çerkes günü, AP'da Çerkes kökenli milletvekili olmasa da gelenek haline dönüştü diyebiliriz. Buda bizim için çok sevindirici bir durum. Arkadaşlarımın da buna sahip çıkması, benim için ayrı bir mutluluk kaynağı.

En son düzenlediğimiz "Çerkesler Günü"nde işi bayağı bir büyüttük. Farklı gruplardan milletvekilleri de aramıza katıldı. Sağ olsunlar toplantılarda bizi yalnız bırakmadılar. Bu vesile ile hepinize, özellikle de Avrupalı Çerkesler Federasyonu'na teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Geçen toplantıda bana bir Kabardey atı hediye ettiler. Tabi bu çok büyük bir hediye. Avrupa normlarında büyük bir hediyeyi kabul edemiyorsunuz. Orada hediyenin sınırı 50 Euro. Yarış atı ve 50 Euro pek uymuyor. Dolayısıyla buna bir formül bulmaya çalıştık. İyi bir formül bulduğumuza inanıyorum. Ona çok iyi bakacak bir Alman arkadaş bulduk. Özellikle Kabardey atları üzerine uzman olmuş bir arkadaşımız. Şu an orada bulunduğumuz yere de yakın. Öyle seçtik ki ben yarım saat, bir saat içinde hemen oradayım. Kızımla birlikte her fırsatta kaçamak yapıyor, atımızla bir araya geliyoruz. Tabi resmi olarak benim atım değil, en azından benim himayemde. Onu hep yanımızda da taşıyoruz. Cep telefonumuzda...

Sizlerle paylaşmak istediğim bir konu daha var. Bir sene kadar önce hayatımda ilk defa babamla birlikte (yakında ikinci bir defa daha olacak) Adıgey Cumhuriyeti'ne gitme fırsatım oldu. Çünkü, Adıgey'e birlikte gideceğiz diye babama sözüm vardı. Gerçi babam pek inanmıyordu... "Olmayacak bir söz, olamaz" diye düşünüyordu, sonunda gerçekleştirdik. O topraklara gitmek, o toprakları görmek , hele de Kafkas dağlarını gezmek bizim için çok kutsal bir andı, çok güzel bir duyguydu. Bu sene altıncı ayda, Avrupa Parlamentosu seçimlerinin hemen ertesi günü Adıgey Cumhuriyeti'ne tekrar gidiyoruz. Almanya'da bir çevre kuruluşu da bizimle gelecek. Onlarla birlikte bir "Kafkasya Milli Park" projesi yürütüyoruz. Bu kuruluş ofislerini Maykop'ta açacaklar. Avrupa Parlamentosu'nun son Çerkes Günü'nde "Milli Park Kafkasya" diye bir sergi açtılar. Orada bir şey fark ettim ve arkadaşlara sordum "neden Maykop?" diye. "Çünkü bu bütün Kafkasya bölgesini içeren bir proje. Azerbaycan'a gitsek Ermenistan kızacak, Ermenistan'a gitsek Azeriler kızacak, Gürcistan'a gitsek diğer cumhuriyetler kızacak. Maykop'a gittiğimizde hiç kimse kızmayacak. Maykop'ta olursak herkesle uzlaşabiliriz, onlar herkesi aynı görüyor" dediler. Maykop'da kimseyi üst ya da alt görmedikleri için bence de iyi bir seçenek oldu. Açılışta inşallah hep birlikte orada olacağız. Çok önemli bir iş yaptıklarını düşünüyorum. Dileriz o güzel ormanlar, o güzel dağlar sonraki kuşaklara da kalsın. Özellikle, milli parklarda insan eli değmemiş ormanlar görmek, ormanı, doğayı biraz seven birisi olarak çok güzel bir duygu. İnşallah benim kızım da ondan sonra ki kuşaklarda bu güzelliği yaşayacaklar.

Gürcistan- Abhazya sorununa gelince, Ağustos 2008'de yaşanan savaş tabii ki hepimizi derinden yaraladı. Her şeyden önce şunu söylemek istiyorum, savaşlar neyle olursa olsun kötü bir şeydir. Kim olursa olsun, herkes için ortak şekilde üzülmek lazım. İster Gürcü askeri olsun, ister Rus askeri olsun, ister Abhaz, isterse Oset olsun. Keşke dünyada hiç savaşlar olmasa, keşke hiç kimse ölmese... İnsanlar tüm sorunları müzakere masasında çözmeye çalışsa... Keşke insanlar birbirlerini dinleyerek karşılıklı saygı çerçevesinde bir araya gelip, ortaklaşa çözüm üretebilse. Herhalde insanoğlunu hayvanlardan ayırt eden özellik bu. Aslında bu imkan bize verilmiş, ama bu imkânı ne kadar kullanıyoruz orası büyük bir soru işareti. Haberleri her açtığımızda görüyoruz, şurada savaş, burada savaş. Bu vesileyle bugün haberini aldığımız öldürülen askerlerden dolayı hepimizin başı sağ olsun. Derneğinizin bugün gösteri yapmama kararı çok yerinde bir karar. Gerçekten hoş olmazdı böyle bir durumda. Keşke böyle haberler olmasa... Hiçbir yerde olmasa...

Her türlü şiddete karşı, aşırı milliyetçiliğe karşı mücadele vermek, aşırı dinciliğe karşı, hoşgörüsüzlüğe karşı mücadele vermek, bir siyasetçi olarak benim için ve bütün vatandaşlar içinde öyle olduğunu düşünüyorum, en önemli görevlerden bir tanesi.

Ağustos 2008 savaşının bu noktaya kadar gelmesi de maalesef Gürcistan'ın aşırı milliyetçi yaklaşımı nedeniyledir. Gürcistan, oradaki çok kültürlü topluma saygı göstermek yerine, Gürcü milliyetçiliğine soyunarak, bilhassa orda bir kısas yakaladığı düşüncesiyle ne yazık ki savaşı başlattı. Ama ne kazandı... Çok şey kaybettiler. Abhazya Cumhuriyeti'nde yaşayan Gürcüler de yerlerinden oldular. Oysa eskiden beri birlikte yaşıyorlardı. Olan yine sivil insanlara oldu. Bundan sonra ne yapılabilir. İnsan komşusunu seçemediğine göre, eninde sonunda yine bir araya gelip anlaşmak zorundalar. Bu anlaşma nasıl olur bilemiyorum ama, barışçıl bir şekilde olmalı. Silahlar tekrar buluşmamalı. Gürcistan iktidarının oradaki iktidarı kabul etmesi, onlarla masa etrafında konuşabilmesi gerekmektedir.

Kısa olarak birde şu konuya değinmek istiyorum.

Dünyada birçok kültür kayboluyor, birçok yerli kültürler zamanla eziliyor. Çerkesler de biliyorsunuz zamanında birçok acı yaşamış, sürgüne uğramışlardır. Hatta bazıları buna soykırım da diyorlar. Hatta bir kuşakta ikinci defa sürgüne de uğradılar.

Çerkeslerde şunu fark ettim. Ben Ürdün'e de gittim. Orada çevre bakanı da Çerkesdi. Bütün uçaklardan sorumlu arkadaşlar Çerkes, güvenlikten sorumlu arkadaşlar Çerkes. Ürdün'de Alman Elçiliği zaten Çerkeslerin elinde, nasıl yaptılarsa. Neyse buldular beni. Benim için bir gece düzenlediler. Hoş bir akşam yaşadım orada ve şunu gördüm. İnsanlar ülkelerine sağdık. Yaşadıkları ülkeye saygılı bir şekilde yaşıyorlar. Bulundukları ülkenin iyi birer vatandaşı olamaya çalışıyorlar. Ama aynı zamanda kültürlerini de yaşatmaya çalışıyorlar.

İsrail'e de gitmiştim. İsrail'de iki tane Çerkes köyü var biliyorsunuz... Kfarkame ve Reyhaniye... Kfarkame'yi ziyaret ettim. Yine aynı şekilde... Almanya'dan geldiğimi öğrenince orada bana şunu sordular "niye geldiniz? İsrail'i bölmek mi istiyorsunuz? İsrail'i değiştirmek mi istiyorsunuz" Öyle endişeler var.... Ve sonunda baktım ki onlar İsraillilerden fazla İsrail'i savunuyorlar.

Yine burada yaşadığım, her fırsatta anlattığım bir başka olay: Bu köyde (özellikle belirtmek isterim şehir değil köy) öğretmen bana şu soruyu sordu: "Kaç dil biliyorsunuz?" Ben "Türkçe, Almanca, yabancı dil İngilizce..." diye konuşurken, güldü bana... "İngilizceyi yabancı dil olarak saydınız, İngilizce yabancı dil olur mu O İngilizceyi babamda konuşuyor... İngilizce ikinci resmi dilimiz oldu... Bak burada iki Çerkes köyü var, biz Çerkesce konuştuğumuz için bize özel öğretmen ve kitap hazırladılar. Müslüman olduğumuz için Arapça öğreniyoruz, onun ötesinde resmi dil İbranice olduğu için İbranice öğreniyoruz, ikinci resmi dil İngilizce olduğu için İngilizce öğreniyoruz, ondan sonra yabancı dilleri saymaya başlıyoruz." dedi. Demek böylede oluyormuş. Ve müthiş bir şekilde İsrail'i savunuyorlar. Türkiye Cumhuriyeti'nde de bu böyle... Burada da hangi Çerkese sorsanız çok sıkı bir şekilde Türkiye'ye sahip çıkıyorlar, Avrupa'da da aynı.

Avrupalı Çerkesler Federasyonu Başkanı (Euroxase) Admiral Daşdemir

Cem Özdemir'i yirmi yıldır tanıyorum. Son beş yıldır Avrupa Parlamentosu'nda Çerkes Günü ile ilgili yoğun görüşmelerimiz, çalışmalarımız oldu.

Biz Çerkesler nerede yaşıyor olursak olalım dışlanmadık. Benim korkum, bu dışlanmamanın bizim yok oluşumuzu biraz daha tetikliyor olması. Fazla uyumlu olmanın kültürü yok ettiği, asimilasyonu tetiklediği düşüncesindeyim. Elbette uyumlu olalım, kesinlikle uç noktalarda olmayalım ama kültürümüzü ve dilimizi de terk etmeyelim, sahip çıkalım. Övgü ile bahsedilen bir toplumun üyesi olduğumuzu unutmayalım.

Not: Bu bölümden sonraki soru cevap bölümü 4 Mayıs tarihinde yayınlanacaktır.
Kaynak:KAFFED

Etiketler:
cem özdemir kaffed ziyaret etti

YORUMLAR
Yorum yapmak için giriş yapın...

MIZAGE DERGİ YÖNETİCİLERİ KAYSERİ'DE
KARAÇAY-BALKAR KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ 13. GENEL KURULU.
AYŞE & HAKAN EKER GELİN ALMA
ÇAĞDAŞ SANATLAR MÜZESİ'NDE MIZIKA DİNLETİSİ
ESKİŞEHİR KUZEY KAFKAS KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ CİHAN ERTOK İLE DEVAM DEDİ
ESKİŞEHİR KUZEY KAFKAS KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ GENEL KURULUNU YAPTI.
KAFKASYA UÇUŞLARI BAŞLADI
ARDA ARGUN'A LEON NİŞANI
ADİGE MİLLİ KIYAFET GÜNÜ KUTLANDI
KAFDAV YAYINCILIK ESKİŞEHİR KİTAP FUARINDA
/ 599>

EN ÇOK OKUNANLAR
Kayıtlı başka haber bulunmamaktadır