ÇERKEZLERE YAKIŞTIRAMADIM (YAVUZ BÜLENT BâKİLER)
Bursa'da yaşayan Çerkezlerden elli kadarı Orhan Gazi Parkı'nda bir araya
gelerek açıklama yapmışlar: "Biz de Çerkezcenin eğitim dili olmasını
istiyoruz" demişler ve ilâve etmişler: "147 yıldır Anadolu'da yaşıyoruz. 147
yıl, bu ülkenin tarlasında çiftçi, fabrikasında işçi olduk. Savaşlarında
öldük. Bu topraklar için ölürken Türkçe bilmiyorduk. Şimdi ana dilimizi
bilmiyoruz!"
Doğrusu böyle bir açıklamayı beklemiyordum. Göreceksiniz çok yakında, başka
istekler de olacaktır.
Çerkezlere karşı hiçbir menfi düşüncem yok. Aksine çok yakın, yürekli,
vatansever Çerkez arkadaşlarım oldu. Babamın çerçevelettiği bir Şeyh Şamil
resmi, tam otuz yıl, misafir odamızın başköşesini süsledi. Yalnız,
Bursa'daki Çerkez açıklamasını çok şaşırarak, çok utanarak okuduğumu yazmak
istiyorum:
27-02-2011 - 2132 kez okundu
"147 yıl, bu ülkenin tarlasında çiftçi, fabrikasında işçi olduk.
Savaşlarında öldük" deniliyor. Ne demek yani? Anlayamıyorum: 147 yıl önce
Rus zulmünden, hatta yok olmaktan kaçarak Türkiye'ye sığınan Çerkez
kardeşlerimize, devletimiz, vatanımızın en güzel bölgelerinde yer verdi. Ev
verdi, tarla-tapan verdi. Çerkezler o tarlalarda Türkler gibi kendileri için
çiftçilik yaptılar. Devletimizin fabrikalarında Türkler gibi kendileri adına
çalıştılar. Kazandıklarını istedikleri gibi harcadılar. Ne demek yani?
Devletimiz, Kafkasya'dan koparak Türkiye'ye sığınan Çerkezleri, kat'iyyen
çalıştırmamak kaydıyla, onlara maaş mı bağlayacaktı? Savaşlarımızda, Çerkez
kardeşlerimiz de Türk komşuları gibi kendi namusları, şerefleri,
hürriyetleri için cepheye koşacaklardı. Böyle iddialarla ortaya çıkmak
ayıptır.
Bursa'nın Orhan Gazi Parkı'ndaki o talihsiz açıklama, bana 1975 yılında, çok
sevdiğim bir Çerkez ağabeyimden dinlediklerimi hatırlattı. Öfkelenerek
anlatmıştı:
"Benim dört yeğenim var. Dördü de üniversite talebesi. Geçen Ramazan
Bayramında bana gelmişlerdi. Sözün bir noktasında kursaklarındaki ihaneti
önüme dökmüşlerdi. Demişlerdi ki: 'Dayı! Biz, diğer arkadaşlarımızla da bir
araya gelerek çok önemli kararlar alıyoruz. Bizim de bu Türkiye'de,
kendimize ait bir vatanımız, bir bayrağımız olmalı. Çerkezce eğitim yapan
okullar açmalıyız. Biz, daha ne zamana kadar bu Türklerle birlikte
yaşayacağız, Türklerin kölesi mi olacağız dayı?' dediler. Cinlerim başıma
çıktı. Artık açtım ağzımı, yumdum gözümü. Dedim ki: 'Siz tam alçakça,
namussuzca konuşuyorsunuz. Siz kimin yurdunda ayrı bir vatan kurup, ayrı bir
bayrak açacaksınız? Be nankör adamlar! Sizin vatanınız Kafkaslarda, şimdi
Rusların işgali altında! Ayrı bayrak, ayrı dil mi istiyorsunuz? Gidin
kurtarın Rus zulmündeki vatanınızı. Kendi bayrağınızı, okullarınızı, orada
kendi vatanınızda açın. Be nankör, be utanmaz adamlar! Bu Türkler, en zor,
en karanlık günlerimizde, bize vatanlarını açtılar. Bizi ordularına aldılar.
Meclislerine seçtiler. Bizim Çerkez asıllı bürokratlarımız, bakanlarımız,
başbakanlarımız oldu. Türkiye'de, istediğimiz yerde ev-bark edindik. Şimdi
siz, Türk'ün bu asaletine minnettarlığınızı, onun vatanını bölerek mi
göstereceksiniz? Bu yaptığınız alçaklıktır, ahmaklıktır! Namussuzluktur!
Defolun gidin evimden! Bir daha da bana gelmeyin!' dedim. Çıkıp gittiler.
3-5 gün sonra tekrar geldiler. Dayı dediler düşündük-taşındık siz çok
haklısınız! Sizden af dilemeye geldik!
Ben de affettim onları. Ama başıboş da bırakmadım haaa!"
DÜŞÜNDÜKÇE
Yavuz Bülent Bâkiler
Etiketler:
çerkezlere yakıştıramadım yavuz bülent bã¢kiler